Aşkta ve savaşta, insanlar, toplumun, yaşamın diyebilirim, gübresel ağırlığından kurtuluyorlar. Canlı, düşüncede cesur, düşünen, duyan insan var. Ölüm var, yaşam var. Ölüm düşüncesi, insanı zamanın ve mekânın dışına çıkarıyor, insan yapıyor.
Ben, imâlât hatasıyım.
Artık yaratıcılık ve kuruculuk anahtarı bizdedir. ''Biz'' ise kafamızdaki tabuları, beynimizdeki hapishaneleri kırarak işe başlamak zorundayız. Bir yıkılışın sağladığı özgürlüğün tadına varmak zorundayız. Hüzün, yıkıntısının altında kalıyor; sevinç, yeni'yle birlikte geliyor.
Bir bölümümüzün hayvana, hamam böceğine ve bir bölümümüzün de Tanrı'ya dönüştüğü bir Türkiye'de yaşıyoruz. Ne kötü!
Üniversiteler, ölü tırnaklardır ve öyle oldukları için özgürlüğe ve yaratıcılığa karşıdırlar.
Aşk, tek yanlılıktır. Niye çağdaş insan büyük aşk yaşayamıyor? Çünkü tek yanlı olamıyor. Bir yığın endişeleri var. Ama öyle bir yolunu bulmalıyız ki, tek yanlı olmalıyız. Göz, hiçbir şey görmemelidir. Gözümüz ise hep başka şeyler görüyor. O zaman da büyük aşklar yaşamamız mümkün olamıyor. İnsan ise büyük aşklar yaşamalıdır.
Ama şimdi dışarıdaki kurallar ve düzenlilikler yıkılmaktadır. Aklımın kaynakları çökmektedir. Üstelik tekeliyet, insan aklına savaş açmıştır. Çöküş var. Çöken, çöküş'ü kavrayabilir mi; hayır, çünkü çöküş, çöken'i görememektedir. Etrafımızda körler çoğalıyorsa, çöküyoruz, demektir.